Deprem büyük acılara neden oldu. Kaçınılmaz bir şekilde ruhsal travmalar ve yaralar da bu afete eşlik etti, etmeye devam edecek. Bu büyük zorluk ve acıların ruhsal etkileri de maalesef kötü niyetli kişiler için fırsatlar, deprem mağdurları içinse riskler barındırıyor. Bu yazıda depremin yarattığı ruhsal sorunların nasıl ve hangi risklere yol açtığı; bu risklerden korunmak için yapılabilecek önerileri aktaracağım.
Deprem mağdurları, haklı olarak travmatize edici olaylarla da karşılaştıkları acı veren duygu, düşünce ve bedensel belirtileri tekrar deneyimlemek istemezler. Depremi hatırlatan, sıkıntı veren anılar, düşünceler ya da duygulardan kaçınmaya ya da bunlardan uzak durmaya çabalar. Bu nedenle bu duyguları tekrar yaşantılamamak için, bunları hatırlatan anımsatıcılardan (depremin gerçekleştiği binalar, yerler, insanlar, nesneler, durumlar) uzak durmaya çalışırlar. Aslında bir şekilde nesnelere anlam ve duygular yüklemiş olurlar. Travmada yaşanan ruhsal ve bedensel acı, travmanın yaşandığı anda bulunulan yer gibi hatırlatıcılarla deprem anı adeta tekrar yaşanıyormuş gibi duygular uyandırır. Hatta çoğu zaman insanlar hatırlatıcı rüyalardan çekindikleri için uykuya dalmak dahi istemeyebilirler ki bu ruhsal sorunları daha da körükler.
Bu uzak durma çabası nedeniyle uzun yıllar boyunca emek vererek elde ettikleri ya da sahip oldukları işyerleri, arazileri, makinalarını elden çıkarma, kurtulma isteği hissetmeleri ruhsal travmanın beklenen etkilerindendir. Travmayla beden ve zihin birlikte baş etmeye çalışmaktadır. Nasıl bir yerimizi yaraladığmızda o bölge önce acıyacak, kanayacak, kabuk bağlayacak sonra kabuk atacak ve dokular kendilerini iyileştirecek, bu iyileşme süreci acı verici olacak ve zaman alacaksa; ruhsal travmada da ruh ve bedenin kendini iyileştirmesi zaman almaktadır. O nedenle öncelikle yapmamız gereken travmanın böyle etkilerinin olabileceğinin farkında olmaktır. Yani travma ruhsal ve bedensel acı ve ızdırapla bizleri olayın gerçekleştiği yerlerden kaçınmaya doğru itme eğilimde olacaktır. Bu da kararlarımızı yanlı bir şekilde almamıza yani sonradan pişman olabileceğimiz kararlar almamıza neden olabilir. O nedenle özellikle ilk bir ay eğer ruhsal rahatsızlık belirtilerimiz devam ediyorsa toparlanana kadar ciddi kararlarımızı (zorunda kalmadıysak) ertelemek, durmak zihnimizin sorunu işlemlemesi, kendisini iyileştirebilmesi için ona zaman tanımak faydalı olacaktır.
Böyle zor dönemleri adeta bir fırtınaya benzetebiliriz. Büyük bir fırtına olduğunda limandaki tekneler denize sürüklenmemek için demir atarlar. Demir atmak fırtınayı yok edemez. Ancak fırtına geçene kadar limanda tekneyi sabit tutabilir. Benzer şekilde, devam eden bir krizde hepimiz “duygusal fırtınalar” yaşarız. Bizi zorlayan düşünceler başımızın içinde, acı veren duygular vücudumuzun etrafında döner ve fırtınaya karşı yapabileceğimiz bir şey yoktur. Biz istesek de istemesek de bu fırtına olacaktır. Böyle durumlarda yapabileceğimiz ilk adım demir atmak olabilir. Demir atmak düşüncelerinizi ve hislerinizi kabul etmekle başlar. Tüm ülke zor bir dönemden geçiyor ve az ya da çok herkes zorlanıyor ve yaşantıladığımıza benzer duygu ve düşüncelerle karşılaşıyor. Elbette canımız yanıyor ancak şimdi olduğunuz ana, yaptığımız işe odaklanmayı unutmamalıyız. Zihnimiz bizi şehrimiz, ülkemizle ilgili büyük sorunlara götürme eğiliminde olur, ancak mümkün mertebe elimizdekine yapabileceklerimize odaklanmaya çalışalım. Şu anda – ne kadar küçük olursa olsun – kendim veya çevremdekiler için ne yapabilirim sorusunu kendimize sormayı ve aktif olmaya çalışmayı unutmamalıyız. Bu zor zamanlar da duygular da elbet zaman içinde azalacak, katlanabilir hal alacaktır.
Karar verme süreçlerinde acele etmemenin yanında, tek başına karar almamak da faydalı olacaktır. Karar alınan konuda bilgisine ve kendisine güvenebileceğimiz kişiler bize farklı bakış açısı sunabilir daha doğru kararlar almamıza yardımcı olabilirler. Ciddi kararlarda mümkünse profesyonel, kurumsal yardım almak bu dönemlerdeki riskleri daha da azaltacaktır.
Ayrıca karar alma konusunda mümkünse kağıt kalem kullanmak, verilecek kararların fayda ve zararlarının bir kağıda yazılması ve bizim için getiri götürülerinin aynı sayfada görülmesi daha iyi kararlar almamıza yardım edebilmektedir. Karar vereceğimiz konularda sürekli tüm gün düşünüp durmak kafamızın daha fazla karışmasına, kararımızdan daha az emin olmamıza neden olabilir. Bu aklımızdaki konu hakkında tekrara düşmemize neden olur. Buna geviş getirici düşünce (Ruminasyon) denemektedir. Bu düşünme şeklinde kişi geviş getiren hayvanların beslenirken yaptıkları gibi düşüncesini çiğneyip durur. Ne tükürebilir (sorunu savuşturma), ne de yutabilir (çözüm bulma). O nedenle problem üzerinde düşünce sürelerimizi 20-25 dk. ile kısıtlamak, sonra ara vermek ve mümkünse hayatın akışına karıştıktan sonra tekrar problem çözme düşüncesine dönmek daha faydalı olacaktır.
Bizim için gerçekten önemli insanlar ve durumların yani değerlerimizin farkında olmak da oldukça faydalı olacaktır. Değerler hayatımızdaki hedeflerin ardındaki sorulardır. Yani ne yapmak istiyorsun sorusu “hedeflerimizi”, neden yapmak istiyorsun sorusu da bu hedeflerin ardındakileri yani “değerlerimizi” gösterir. Örneğin bir mülkün satışı hedefse bu mülkü satışımızın altında yatan nedenin değerlerimize uygun olup olmadığının farkında olmak önemlidir. Yani satışı duygu ve düşüncelerimizden kurtulmak için mi yapıyoruz, yani kaçmak ya da kaçınmak için mi? Yoksa değerlerimiz doğrultusunda mı yani bizim için gerçekten önemli olaylar ve kişiler için mi yapıyoruz farkında olmak çok önemlidir. Kararlarımızı bu yönde almak bizleri daha anlamlı bir hayata ulaştırabilecek yoldur.
Sonuç olarak, bu zor dönemde ruhsal acı ve bunun etkileriyle karşılaşmamız oldukça doğaldır ve zayıflık belirtisi değildir. Bu ruhsal acı dönemi özellikle önemli durumlarda karar alma süreçlerimizi olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle zihnimizin ve bedenimizin kendisini iyileştirmesi için gerekli zamanı onlara verelim ve ciddi kararlarımızı mümkünse özellikle ilk bir ay erteleyelim. Ruhsal fırtınalı dönemlerde öncelikle yapabileceklerimize odaklanmaya çalışalım. Danışmaktan çekinmeyelim; duygularımızı, düşüncelerimizi paylaşmaktan çekinmeyelim. Düşünüp durmak yerine, sorunları çözebilmek için mümkünse yazarak bizim için artı ve eksileri değerlendirelim. Rahatsız edici duygular ve düşüncelerden kaçınmak için değil, değerlerimiz doğrultusunda kararlı adımlar atabilmek bizi risklere karşı koruyacaktır.
Çözüm için İpuçları:
- Acını kabul et
- Dur ve düşün
- Fırtınada demir at
- Danışmaktan paylaşmaktan çekinme
- Düşünüp durma
- Artıları eksileri yazarak değerlendir
- Olumsuz duyguların değil, değerlerin peşinden git